Blog/Ana Dili Gibi İngilizce İçin 50+ Yaygın Collocation (Kalıp)

Vocab ile gerçek İngilizce kelime hazinesi oluşturmaya başla

Ücretsiz indir. Aralıklı tekrar, konu listeleri ve ana dili telaffuzuyla daha hızlı öğren; öğrendiğin kelimeler aklında kalsın.

Ana Dili Gibi İngilizce İçin 50+ Yaygın Collocation (Kalıp)

Yazar: Vocab Team

Son güncelleme:

Ana Dili Gibi İngilizce İçin 50+ Yaygın Collocation (Kalıp)

Ana Dili Gibi İngilizce Konuşmak İçin 50+ Collocation

Son güncelleme: Eylül 2025
İyi bir kelime dağarcığın olmasına rağmen İngilizce konuşmalarının kulağa biraz... yapay geldiğini hiç hissettin mi? Belki de "make a mistake" yerine "do a mistake" veya "heavy rain" yerine "strong rain" diyorsundur. İşte bu noktada, İngilizce'deki kalıp ifadelerin, yani collocation'ların büyüsü devreye giriyor!
Bu sadece bir gramer kuralı değil; kelimeler arasındaki, birlikte kullanılmaya alışkın oldukları bir tür "kimya". Doğru kombinasyonları kullandığında, konuşman anında daha akıcı, doğal ve ana dili İngilizce olanlar için daha anlaşılır hale gelir. Bu, ileri düzey bir kullanıcıyı başlangıç seviyesindekinden ayıran en önemli özelliklerden biridir.
Haydi 2025'te İngilizcende gerçek bir atılım yapalım ve en önemli konulardaki en faydalı ve sık kullanılan ifadeleri birlikte inceleyelim! 🎯

Yemek ve Restoranlar (Food & Dining)

Yemek sohbetleri en sık karşılaşılan konulardan biridir. İşte bu konuda bir ders kitabı gibi değil, ana dili İngilizce olan biri gibi konuşmanın yolları.
  • to have a meal / yemek yemek - "Let's have a meal together soon." / «Yakında birlikte yemek yiyelim.»
  • to order food / yemek sipariş etmek - "Are you ready to order food, or do you need a few more minutes?" / «Yemek sipariş etmeye hazır mısınız, yoksa birkaç dakikaya daha mı ihtiyacınız var?»
  • to book a table / to make a reservation / masa ayırtmak, rezervasyon yapmak - "I need to book a table for two for Friday night." / «Cuma akşamı için iki kişilik bir masa ayırtmam gerekiyor.»
  • a balanced diet / dengeli beslenme - "Eating a balanced diet is key to good health." / «Dengeli beslenme, sağlığın anahtarıdır.»
  • junk food / abur cubur - "I try to avoid eating junk food during the week." / «Hafta içi abur cubur yemekten kaçınmaya çalışıyorum.»
  • fresh produce / taze ürünler (sebze ve meyveler) - "The local market sells wonderful fresh produce." / «Yerel pazarda harika taze ürünler satılıyor.»
  • to spoil your appetite / iştahını kapatmak - "Don't eat those sweets now, you'll spoil your appetite for dinner!" / «O tatlıları şimdi yeme, akşam yemeği için iştahını kapatırsın!»
  • to grab a bite / hızlıca bir şeyler atıştırmak - "Let's grab a bite before the movie starts." / «Film başlamadan önce bir şeyler atıştıralım.»
  • to be starving hungry / açlıktan ölmek - "I haven't eaten all day, I'm starving hungry!" / «Bütün gün hiçbir şey yemedim, açlıktan ölüyorum!»
  • a sweet tooth / tatlıya düşkün olmak - "I have a real sweet tooth, so I can never resist dessert." / «Tatlıya gerçekten çok düşkünüm, bu yüzden tatlıya asla karşı koyamam.»
  • to foot the bill / hesabı ödemek (herkes adına) - "Don't worry about the check, I'll foot the bill tonight." / «Hesap için endişelenme, bu gece hesabı ben öderim.»

Seyahat ve Ulaşım (Travel & Transportation)

Bir geziye mi hazırlanıyorsun? Bu ifadeler seyahatini daha sorunsuz hale getirecek ve tuhaf durumlardan kaçınmana yardımcı olacak.
  • to book a flight / uçuş rezervasyonu yapmak - "I need to book a flight to Berlin for next month." / «Gelecek ay için Berlin'e bir uçuş rezervasyonu yapmam gerekiyor.»
  • to catch a bus/train/plane / otobüsü/treni/uçağı yakalamak - "We have to hurry if we want to catch the train." / «Treni yakalamak istiyorsak acele etmeliyiz.»
  • to miss a flight / uçağı kaçırmak - "It's my worst nightmare to miss a flight for an important trip." / «Önemli bir seyahat için uçağı kaçırmak en kötü kabusum.»
  • heavy traffic / yoğun trafik - "We were late because of the heavy traffic on the motorway." / «Otoyoldaki yoğun trafik yüzünden geç kaldık.»
  • to hit the road / yola çıkmak - "We should hit the road early tomorrow to avoid the traffic." / «Trafikten kaçınmak için yarın erkenden yola çıkmalıyız.»
  • hand luggage / el bagajı - "You can only take one piece of hand luggage on board." / «Uçağa sadece bir parça el bagajı alabilirsiniz.»
  • to check in / check-in yapmak (uçuşa, otele) - "Let's check in online to save time at the airport." / «Havaalanında zaman kazanmak için online check-in yapalım.»
  • a direct flight / direkt (aktarmasız) uçuş - "Is it a direct flight to New York, or is there a layover?" / «Bu New York'a direkt bir uçuş mu, yoksa aktarma var mı?»
  • to travel light / az eşyayla seyahat etmek - "I always try to travel light when I go on a short vacation." / «Kısa bir tatile çıktığımda her zaman az eşyayla seyahat etmeye çalışırım.»
  • off the beaten track / turistik rotaların dışında, pek bilinmeyen - "We found a wonderful little cafe off the beaten track." / «Turistik rotaların dışında harika küçük bir kafe bulduk.»
  • safe journey / iyi yolculuklar - "Call me when you arrive. Have a safe journey!" / «Vardığında beni ara. İyi yolculuklar!»

İş ve Kariyer (Work & Career)

Bu profesyonel ifadeleri kullanarak iş arkadaşlarını ve ortaklarını etkile. 💡
  • to make a living / hayatını kazanmak - "He makes a living as a freelance writer." / «Hayatını serbest yazar olarak kazanıyor.»
  • a tight deadline / kısıtlı zaman, sıkı teslim tarihi - "We're working to a very tight deadline on this project." / «Bu projede çok kısıtlı bir teslim tarihine göre çalışıyoruz.»
  • to meet a deadline / zamanında bitirmek - "It's crucial to meet the deadline, otherwise we'll lose the client." / «İşi zamanında bitirmek çok önemli, aksi takdirde müşteriyi kaybederiz.»
  • to take a break / mola vermek - "I've been staring at this screen for hours, I need to take a break." / «Saatlerdir bu ekrana bakıyorum, mola vermem gerek.»
  • to get a promotion / terfi almak - "She worked hard and finally got the promotion she deserved." / «Çok çalıştı ve sonunda hak ettiği terfiyi aldı.»
  • to run a business / işletme yönetmek, iş yapmak - "It takes a lot of effort to run a business successfully." / «Bir işletmeyi başarılı bir şekilde yönetmek çok çaba gerektirir.»
  • to call a meeting / toplantı düzenlemek - "The manager called a meeting to discuss the quarterly results." / «Müdür, çeyrek sonuçlarını görüşmek üzere bir toplantı düzenledi.»
  • a heavy workload / ağır iş yükü - "I've had a heavy workload this month and had to work overtime." / «Bu ay iş yüküm çok ağırdı ve fazla mesai yapmak zorunda kaldım.»
  • career path / kariyer yolu - "What career path do you want to follow after graduation?" / «Mezuniyetten sonra hangi kariyer yolunu izlemek istiyorsun?»
  • a dead-end job / geleceği olmayan iş - "He quit his dead-end job to start his own company." / «Kendi şirketini kurmak için geleceği olmayan işinden ayrıldı.»

Alışveriş ve Para (Shopping & Money)

Bu faydalı ifadelerle para ve alışveriş hakkında güvenle konuş. 🛒
  • to go shopping / alışverişe gitmek - "I love to go shopping on weekends to unwind." / «Hafta sonları rahatlamak için alışverişe gitmeyi seviyorum.»
  • to pay cash / nakit ödemek - "Do you prefer to pay cash or by card?" / «Nakit mi yoksa kartla mı ödemeyi tercih edersiniz?»
  • to be on a tight budget / kısıtlı bir bütçeyle geçinmek - "We're on a tight budget this month, so no expensive restaurants." / «Bu ay bütçemiz kısıtlı, o yüzden pahalı restoranlar yok.»
  • to save money / para biriktirmek - "I'm trying to save money for a new car." / «Yeni bir araba için para biriktirmeye çalışıyorum.»
  • to waste money / para israf etmek - "Buying that gadget was a complete waste of money; I never use it." / «O cihazı almak tamamen para israfıydı; hiç kullanmıyorum.»
  • a good deal / iyi bir anlaşma, kelepir - "I got a really good deal on this coat during the sales." / «İndirimler sırasında bu paltoyu gerçekten çok iyi bir fiyata aldım.»
  • window shopping / vitrinlere bakmak (satın alma niyeti olmadan) - "We don't have money to buy anything, we're just window shopping." / «Bir şey alacak paramız yok, sadece vitrinlere bakıyoruz.»
  • to pick up a bargain / ucuza bir şey bulmak, kelepir yakalamak - "I managed to pick up a bargain in the sales last week." / «Geçen hafta indirimlerde kelepir bir şey yakalamayı başardım.»
  • to be broke / meteliksiz olmak, beş parasız kalmak - "I can't go out tonight, I'm completely broke until payday." / «Bu gece dışarı çıkamam, maaş gününe kadar tamamen meteliksizim.»
  • to make ends meet / iki yakasını bir araya getirmek - "It's hard to make ends meet on such a low salary." / «Bu kadar düşük bir maaşla iki yakayı bir araya getirmek zor.»
  • to cost a fortune / bir servete mal olmak - "Their new house must have cost a fortune." / «Yeni evleri bir servete mal olmuş olmalı.»

Duygular ve Fikirler (Feelings & Opinions)

Düşüncelerini ve duygularını daha doğru ve doğal bir şekilde ifade et.
  • to be brutally honest / acımasızca dürüst olmak - "To be brutally honest, I don't think that idea will work." / «Acımasızca dürüst olmak gerekirse, o fikrin işe yarayacağını sanmıyorum.»
  • a gut feeling / içgüdü, içten gelen his - "I have a gut feeling that something is wrong." / «Bir şeylerin yanlış olduğuna dair bir içgüdüm var.»
  • to change your mind / fikrini değiştirmek - "I was going to go out, but I changed my mind and stayed home." / «Dışarı çıkacaktım ama fikrimi değiştirip evde kaldım.»
  • to make up your mind / karar vermek - "You need to make up your mind about which university to go to." / «Hangi üniversiteye gideceğine karar vermelisin.»
  • a matter of opinion / tartışmalı bir konu, zevk meselesi - "Whether it's a good movie or not is a matter of opinion." / «İyi bir film olup olmadığı bir zevk meselesidir.»
  • a strong opinion / güçlü bir görüş, kesin kanı - "He has a strong opinion on almost every subject." / «Neredeyse her konuda güçlü bir görüşü var.»
  • a sense of humor / mizah anlayışı - "She has a great sense of humor and always makes me laugh." / «Harika bir mizah anlayışı var ve beni her zaman güldürüyor.»

Sağlık ve Yaşam Tarzı (Health & Lifestyle)

Kendini nasıl hissettiğini ve alışkanlıklarını, ana dili İngilizce olanların kullandığı ifadelerle tartış.
  • to get in shape / forma girmek - "I need to start exercising and get in shape for the summer." / «Spora başlayıp yaz için forma girmem gerekiyor.»
  • to feel under the weather / keyifsiz hissetmek, hasta gibi olmak - "I'm feeling a bit under the weather, I think I'll stay home today." / «Kendimi biraz keyifsiz hissediyorum, sanırım bugün evde kalacağım.»
  • to make a speedy recovery / çabucak iyileşmek - "We all hope you make a speedy recovery after your surgery." / «Hepimiz ameliyatından sonra çabucak iyileşmeni umuyoruz.»
  • to break a habit / bir alışkanlığı bırakmak - "It's very difficult to break a bad habit like smoking." / «Sigara gibi kötü bir alışkanlığı bırakmak çok zordur.»
  • to take up a sport/hobby / bir spora/hobiye başlamak - "I've decided to take up yoga to reduce stress." / «Stresi azaltmak için yogaya başlamaya karar verdim.»
  • to catch a cold / soğuk almak, üşütmek - "Wear a warm coat, or you'll catch a cold." / «Kalın bir palto giy, yoksa üşütürsün.»

Tüm Bu İfadeleri Nasıl Ezberleyeceksin?

Asıl sır, kuru kuruya ezberlemek değil, aktif olarak kullanmak!
  1. Bağlam en iyi arkadaşındır. Sadece "heavy traffic" ifadesini öğrenme. Gerçek bir durumu hayal et: Bir toplantıya geç kalıyorsun ve arkadaşına mesaj atıyorsun: "Sorry, I'm running late. I'm stuck in heavy traffic". Böylece ifade canlanır ve hafızana yerleşir.
  2. Kendi örneklerini oluştur. Listeden 3-5 ifade al ve onlarla günün veya hafta sonu planların hakkında küçük bir hikaye yaz. Mini görev: Son tatilin hakkında "to hit the road", "to travel light" ve "off the beaten track" ifadelerini kullanarak üç cümle yaz.
  3. Dinle ve fark et. İngilizce film veya dizi izlerken kelimelerin birbiriyle nasıl birleştiğine dikkat et. Altyazıları aç ve tanıdık bir collocation duyduğunda duraklatıp yüksek sesle tekrar et. Ne kadar sık karşılaştığına şaşıracaksın!
  4. Bilgi kartları kullan (Active Recall). Bir tarafında ifadenin başlangıcı (örneğin, "to make..."), diğer tarafında ise tam collocation ("...a living", "...a reservation", "...ends meet") yazan fiziksel veya Vocab gibi bir uygulamada dijital kartlar oluştur. Bu, pasif bir şekilde listeyi okumaktan çok daha etkilidir.
Collocation'ları kullanmak sadece bir numara değil, gerçek akıcılığın anahtarıdır. Küçük adımlarla başla ve konuşmanın nasıl daha zengin, doğal ve kendinden emin hale geldiğini göreceksin. Başarılar! ✨

Ek Kaynaklar

🎧 Vocab app podcast'i ile dinleme becerilerini geliştir — dinlediğini anlama becerini geliştirmek ve kelime dağarcığını genişletmek için harika bir kaynak. Yolda, koşarken veya ev işleri yaparken dinle!
📱 Vocab app uygulaması ile kelime öğrenimini hızlandır — yeni kelimeleri ve ifadeleri etkili ve verimli bir şekilde öğrenmene yardımcı olmak için tasarlanmış mükemmel bir araç. Kendi collocation listelerini oluştur ve interaktif olarak pratik yap.
5 dakika

İngilizce kelime testi: 5 dakikada seviyeni gör

Online İngilizce kelime testi ile kelime hazineni hızlıca kontrol et. Temel kelimelerden ileri düzey ifadelere kadar soruları çöz, A1-C2 sonucunu al ve kaç İngilizce kelime bildiğini gör.